Bitki Yetiştirme Teknikleri

Prof. Dr. Yakup ÖZKAN

Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü, TOKAT

Günümüzde, meyve yetiştiriciliğinin yapıldığı ülkelerde büyük bir değişim gerçekleşmektedir. Dünyada elde edilen yeni çeşitlerle, modern sistemde bahçeler kurulduğunda, meyveciliğin önümüzdeki yıllarda da karlı bir yatırım kolu olacağı düşünülmektedir. Bodur ağaçlarla üretimin en önemli özelliği, erken yıllarda verime yatmasıyla, yatırıma harcanan meblağın kısa sürede geri dönmesidir. Harcamaların daha çabuk gelir olarak geriye dönmesi işletme ve üretici açısından en cazip durumdur. Geleneksel yetiştiricilikte, elma ve kiraz ağaçlarında ekonomik verim yaşı 7. ve 8. yılı bulurken bodur anaçlar üzerine aşılı ağaçlarda 3. ve 4. yıllarda ekonomik verime ulaşılabilmektedir. Ülkemizin birçok yerinde yetişme imkanı bulabilen elma ve kirazın modern anlamda bodur meyve bahçelerine geçişi yakın gelecekte kaçınılmazdır.

Bodur meyve bahçelerinin ilk tesis masrafı, klasik meyve bahçelerinin tesis masrafından fazladır. Fakat, yoğun meyve bahçelerinden elde edilen brüt gelir, erken yıllarda üretim, yüksek fiyat avantajı ve birikecek olan faiz masraflarındaki azalmadan dolayı, ilk tesis maliyetindeki artışı, büyük oranda geçebilecektir.

Dünyada üretimi en fazla yapılan meyve türlerinden biri elmadır. Yine dünyada bodur meyve bahçelerinin yaklaşık % 90’ında elma yetiştirilmektedir. Türkiye’de yıllık ortalama 2.500.000 ton elma üretimi vardır. Bu üretimin ancak, 50.000 tonu gibi sembolik bir miktarını ihraç edebilmekteyiz. İhraç edilen bu miktarın tamamına yakını da bodur meyve bahçelerinden sağlanmaktadır (Şekil 1).

Şekil 1. Karaman’da 7 yaşlı bir bodur elma bahçesinden görünüm.

 

Meyveciliği ileri olan ülkelerde, ıslahçılar tarafından elde edilen yeni çeşitlerle üretim daha bilinçli hale gelmiştir. Ancak ülkemizde elma yetiştiriciliğinin yapıldığı bazı bölgelerde ABD’nin ve Avrupa’nın üretimini tamamen bıraktığı Golden D. ve Starking D. gibi pazar değeri düşük çeşitlerle üretim hala devam etmektedir. Halbuki, pazar değeri yüksek Fuji, Gala, Braeburn, Red Chief ve Jonagored gibi yeni elma çeşitleriyle, modern destek ve terbiye sistemleri kullanılarak, mevcut klasik bahçelerin yerine yeni bodur elma bahçeleri kurulmalıdır. Aksi takdirde, dışarıdan kaliteli elma çeşitlerinin meyve ithalatı engellenemeyecek ve yakın gelecekte geleneksel elma üretimimiz çıkmaza girecektir.

Bodur meyve bahçesi sistemleri, Avrupa’da 30 yıldan daha fazla zamandır ticari olarak başarıyla yapılmaktadır. Sık dikim uygulanmış bahçeler, düşük sıklıktaki klasik meyve bahçelerinin yerini almıştır. Daha da açık bir ifadeyle lider dallı küçük ağaçlar, çok liderli büyük ağaçların yerine geçmiştir. Ülkemizde çoğunluğu elma olmak üzere bodur meyveciliğin en yaygın olduğu alanlar Niğde, Isparta, Karaman, Konya, Bursa illeri ve çevresidir. Bu yörelerdeki bodur meyve yetiştiriciliği özel sektör girişimleri sayesinde diğer bölgelerden ileri düzeydedir. Halbuki başta elma olmak üzere armut, kiraz, erik ve şeftali gibi meyve türlerinde bodur meyveciliğe geçiş birçok yönden avantajlıdır. Bu avantajları elma örneğiyle, verim ve kaliteyi dikkate alarak aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür.

 

Bodur elma bahçelerinde;

  1. Dekara verim iyi bakım şartlarında 3-10 ton arasında değişir. Elde edilen meyvelerin en az % 90’ı, özel terbiye sistemleri sayesinde 1. sınıf meyvedir.
  2. Renk ve şeker birikimi gibi meyve kalite özellikleri en üst düzeyde olup homojen seviyededir.
  3. Yeni çeşitler daha kısa sürede verime kazandırılacağı için üreticiye cazip gelir.
  4. Bodur anaçlara aşılı fidanlar küçük ağaçlar oluşturduğu için hasat ve ilaçlama işlemleri daha kolay ve maliyet düşüktür.
  5. Ürünün pazarlanmasında sıkıntı olmayacağı gibi genelde piyasanın tercih ettiği kaliteli çeşitler olduğu için yüksek fiyattan gider.
  6. Ayrıca yeni çeşitlerin muhafazaya dayanımının fazla olduğu ve kalite kayıplarının az olduğu gerçeği de unutulmamalıdır.

 

Geleneksel yetiştiricilikte;

  1. Dekara verim iyi bakım şartlarında bile 4 tonu geçemez. Normal şartlarda 1.5-2 tondur.
  2. Elde edilen meyvelerin en fazla % 30’u 1. sınıftır.
  3. Mevcut sistemdeki büyük taçlı, kuvvetli ağaçların, taç alanının tamamında meyve oluşamaz. Taç alanının büyük kısmı iç tarafta gölgede kalır. Bilinmelidir ki meyve oluşumu için en önemli husus ışıktır. Eski sistemdeki ağaçların güneşten (ışıktan) faydalanma oranı oldukça düşüktür. Oluşan meyvelerde, ışıktan homojen faydalanamadığı için renk ve şeker birikimi yeterli düzeyde olmaz. Kalite kayıplarından dolayı piyasada tercih edilmez ve düşük fiyattan gider. Dolayısıyla ihraç imkanı da olamaz.
  4. Eski çeşitlerin uzun süre muhafazaya dayanımı, birkaç çeşit dışında yeterli değildir.

Bodur meyve yetiştiriciliğinde sulama, gübreleme, terbiye ve budama gibi kültürel işlemlerin teknik ve düzgün yürümesi şarttır. Bugün bodur meyveciliğin yapıldığı ülkelerde damla ve mini yağmurlama dışında bir sulama metodu kullanılmaz. Son yıllarda bizde de yeni kurulan bahçelerde bu metotlara geçilmiştir. Ancak bodur ağaçlar gereğinden fazla sulandığında aşırı sürgün verme eğilimindedir. Fazla ve güçlü sürgün oluşumu ağaçlarda meyveye yatmayı geciktirir. Vegetatif gelişme lehine ağaçların dengesi bozulur.

Dengenin sağlanması için üretici bilinçsizce budama işlemine sarıldığında sürgün gelişimi daha fazla artacaktır. Dengenin sağlanması için üretici bilinçsizce budama işlemine sarıldığında sürgün gelişimi daha fazla artacaktır.

Şekil 2. Bodur elma ağaçlarından elde edilen standart meyveler

Sonuçta ağacı dengede tutmak zorlaşacaktır. İdeal olan yeteri kadar su ve besin ihtiyacıyla istenilen sayıda ve kalitede sürgün gelişimine izin vermektir. İyi bir bahçeci bodur ağacın dilinden anlayabilir. Fazla sayıda sürgün gelişimi görüldüğünde yeni sürgünler henüz filiz halindeyken elle koparılabilir.

Bodur ağaçlarda en fazla terbiye üzerinde durulmalıdır. Budama işlemi en son çaredir. Gerektiğinde vegetatif gelişmeyi kısmak için yaz budaması yapılmalıdır. Bodur ağaçlarda vegetatif gücü kontrol etmenin en güzel yolu ana gövdeye büyümeyi yavaşlatıcı terbiye sistemlerinin uygulanmasıdır.

Sürgünlerin meyveye yatmasını kolaylaştırmak amacıyla dal açılarını genişletici ağırlık ve dal açıcı aparatlar kullanılmalıdır (Şekil 3).

M 9 ve M 26 gibi bodur anaçlar üzerine aşılı elma çeşitleriyle kurulacak bir bahçede ağaçlar için destek sistemi şarttır. Bodur meyve bahçelerinde ağaçlara hangi terbiye sisteminin uygulanacağı açıkça belli olmalıdır. Bugün bodur elma yetiştiriciliğinde Hollanda’da slender spindle, Fransa’da vertical axis ve solen,  Amerika’da Hytec sistemleri yaygındır. M.9 anacı üzerine aşılı bir fuji bahçesinden destek ve terbiye sistemi uygulanmaksızın istenilen verim nasıl alınabilir? Böyle bir bahçeden 4. ve 5. yaşlarında dekara alınacak 600-700 kg verim, gerçekten verim midir? Elde edilen meyvelerin kalite düzeyi yeterli midir? Bu sorulara olumlu cevap vermek gerçekten zordur. 4-5 yaşlarındaki destek sistemli ideal bir bodur elma bahçesinin ortalama verimi en az 3 tondur. Üstelik elde ettiğimiz 3 ton meyvenin tamamına yakını meyve kalitesi yönünden homojendir.

Klasik yetiştiricilikteki 10×10 m aralıkla dikilmiş 7-8 m boyunda ve eninde ağaçları olan bir elma bahçesinde bakım ve hasat işlemleri bodur ağaçlara göre çok daha zor ve pahalıdır. Halbuki 2.5-3.0 m boyundaki ağaçlardan elmaları toplamak hem çok kolay hem de zevklidir. Açıkçası bodur ağaçlardan meyvelerin toplanması her yaştan insanın yapabileceği bir iştir.

Büyük ağaçların ilaçlanmasında daha çok ilaç harcandığı gibi, ağaçların taç içerisinde her tarafına homojen olarak ilaç işleyemez. Küçük ağaçların ise hemen hemen tamamı ideal anlamda ilaçlanır. Ayrıca ağaca çıkmak gerekmediğinden ağaç üzerinde yapacağımız budama vb. uygulamalar bodur ağaçlarda daha kolay olur ve daha az iş gücü gerektirir. Büyük ağaçların budanması daha zordur ve masrafı da fazla olur.

M 27, Bud 9, M.9, M 9 EMLA, Mark ve M.26 gibi bodur anaçlara aşılı elma ağaçları, gövde veya lider dal desteği olmadan ağır meyve yükünü taşıyamazlar. Eğer bodur ağaçlardan ilk yıllarda üretim bekleniyorsa, destek sistemi, bir tercih değil, zorunluluktur 

(Şekil 4)

Eğer budama ve terbiye seçimleri akıllıca yapılmışsa, dengenin sağlanmasında genellikle başarılı olunur. Vegetatif gelişimi azaltmada kullanılabilecek yöntemler, seyreltme budamaları ve dalların yayvanlaştırılmasıdır. Yenileme kesimleri de bırakılan gövdede nispeten zayıf ve yatay gelişim sağlarlar. Sürgün gelişimini teşvik etmek için kullanılacak yöntem ise tepe budamaları ve dalları doğal pozisyonlarında (daha çok dikey) bırakmaktır. Kısaltma kesimleri, şiddetine bağlı olarak, genellikle sürgün gelişimi ve dalcık (spur) gelişimi arasındaki dengeyi sağlayacaktır.

Küçük ağaçlar için gerekli olan ustalık, karmaşık değildir fakat güçtür. Büyük ağaçlarda terbiye (ana dallara şekil verilmesi) daha az önemliyken, budama daha çok etkilidir ve daha çok zaman ve enerji alır. Küçük ağaçların terbiyesi daha kritiktir ve budama işleminden çok daha fazla zaman alabilir.

Yüksek meyve kalitesi tüm üreticilerin, özellikle de sofralık meyve üreticilerinin isteğidir. Meyve veren dalcıkların ve yakınındaki yaprakların, çok iri meyve geliştirmek ve meyve renklenmesini artırmak için, yeterli güneş ışığı almaları gerekir. Kuvvetli ya da orta kuvvetli anaçlara aşılı büyük ağaçlarda, tacın büyük bir kısmı gölgelenir ve yüksek meyve kalitesi için ihtiyaç duyulan güneş ışığından daha az faydalanılır. Halbuki bodur anaçlar üzerindeki ağaçlarda tacın çok büyük bir oranı yeterli güneş ışığı alır.

Üreticilerimizin bodur meyveye bakışı, geleneksel meyve yetiştiriciliğindeki alışkanlıklarıyla hemen hemen aynıdır. Daha fazla ağaç sıklığı, destek yapıları ve geleneksel meyve bahçelerine göre çok daha önemli olan ağaç terbiyesi gibi unsurları içeren bodur meyvecilik konusu aynen sanayi devrimi gibi ülkemizde tarım devrimi gerektiren konuları içerir. Türkiye’de son 10-15 yıldır bodur fidanlarla meyve bahçeleri oluşturulmuştur. Ancak, Avrupa ve Amerika’da elde edilen verim seviyesine henüz ulaşılamamıştır. Üreticilerimiz, ya ekonomik nedenlerden ya da teknik bilgi eksikliğinden dolayı istenilen verimi elde edememektedirler.

Çözüm, mevcut alışkanlıklarımızı değiştirmekte yatıyor. Bodur ağaçların fizyolojik yapılarından dolayı sulama, gübreleme, budama ve terbiye teknikleri üzerinde daha titiz davranılmalıdır. İyi bir bahçeci, iyi bir gözlemci olmalıdır. Ağaçların su ve besin istekleri ile ilgili kitaplarda ve makalelerde geçen değerler iyi analiz edilmelidir. Bodur ağaçlarla ilgili tüm bilgilere vakıf olalım. Ancak değişik kaynaklardan edindiğimiz ve duyduğunuz tüm bilgileri ağaçlarımızda denemeyelim. Konu uzmanlarından elde ettiğimiz bilgileri toplu halde değerlendirmeye tabi tutarak aklımıza yatan uygulamaları ağaçlarımıza deneyelim.

Yetiştirici yeniliklere açık olup, yukarıdaki hususlara dikkat ettiğinde bahçesinin en iyi uzmanı, birkaç yıl içerisinde, hiç kuşkusuz kendisi olacaktır.

Üreticilerimize bol kazanç temennisiyle…

Dr. Sami SÜZER

Ziraat Yüksek Mühendisi

Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü

1. Buğdayın Önemi:

Hızla artan ülke nüfusumuzun beslenme sorunlarının çözümünde, sınırlı olan tarım alanlarımızdaki bitkisel üretimin verimliliğini artırmak büyük önem taşımaktadır. İnsan beslenmesinde en ön sırada gelen tarla bitkilerinden birisi buğdaydır(Triticum aestivum L.). Buğday ürününden elde edilen un, bulgur, makarna, nişasta insan beslenmesinde; buğday bitkisinin sapları ise kâğıt-karton sanayinde ve hayvan beslenmesinde kullanılmaktadır. Ülkemizde buğday yaklaşık 9.4 milyon hektar alanda ekilmekte, üretimde yıldan yıla düşen yıllık yağış miktarına bağlı olarak yaklaşık 19-21 milyon ton arasında gerçekleşmektedir. Dekardan alınan verimde 203-223 kg arasındadır.

 

2. İklim ve Toprak İstekleri:

Buğday bitkisi yetişme döneminin ilk devrelerinde düşük sıcaklık ve bol nemli hava istemektedir. Özellikle çimlenme ve kardeşlenme sırasında buğdayın istediği sıcaklık 5-10 oC, nem ise %60 kadardır. Buğday gelişmesinin ikinci devresi olan sapa kalkmada ise 10-15 oC sıcaklık ve  %65 oranında nispi nem isteği olmaktadır.

Buğday bitkisi her çeşit toprakta yetişmekle birlikte genellikle yükse verim derin, killi, tınlı-killi, humusça zengin topraklardan alınmaktadır. Buna karşın makarnalık buğdayların ekmeklik buğdaylara göre daha fakir topraklarda yetiştirilmesi mümkün olabilmektedir.

 

3. Toprak İşleme:

Toprak işleme buğday tarımında kaliteli ve bol ürün alabilmek için en önemli işlemlerden ilkidir. Ekilen tohumluğun zamanında ve yeknesak bir şekilde çimlenebilmesi için tohum yatağı özenle hazırlanmalıdır. Buğday tohum yatağı hazırlığında, örneğin Trakya’da ayçiçeği-buğday ekim nöbeti içersinde, topraktaki organik maddenin korunması ve ekonomik olması açısından azaltılmış toprak işlemesi yapılması uygundur. Bu yöntem ile yapılacak tohum yatağı hazırlığında ayçiçeği hasadından sonra tarlada kalan sap artıkları, sap parçalayıcı ile parçalayarak ve goble disk ile 10-15 cm arasında derinlikte işleyerek toprağa organik madde olarak dönüşmek üzere iyice karıştırılmalıdır. Çiftçilerimiz kesinlikle çok nemli toprak koşullarında buğday ekimi için pulluk ile sürüm yapmamalıdırlar. Bunun için atalarımız “sürme tarlayı çamura döner sonra demire” demişlerdir.

 

4. Gübreleme:

Buğday tarımında bilinçli ve dengeli bir gübreleme yapmak için üreticilerimiz, ekecekleri tarlayı temsil edecek şekilde,  usulüne uygun alacakları toprak örneklerini analiz yaptırarak kendilerine önerilen tavsiyeye göre gübreleme yapmalıdırlar.

Fosforlu gübreler ekimle veya ekimden önce toprağa verilmelidir. Azotlu gübreleme, azotun topraktan yıkanmaması için üçe bölünerek yapılmalıdır. Azotun birinci kısmı ekimden önce veya ekimle birlikte 20-20-0 gibi kompoze gübrelerden birini kullanarak dekara 20-25 kg arası, ikinci kısmı şubat ayı sonunda  üre(%46 N) formunda 8-10 kg/da arası ve son üçte birlik kısmı da mart ayı sonunda amonyum nitrat (%26 N veya %33 N) formunda 16-20 kg/da arası tarlaya serpme suretiyle verilmesi uygundur.

Buğday tarımında, fosforlu, potasyumlu, çinkolu, kalsiyumlu ve kükürtlü gübrelerin ekimden önce toprağa verilmesi, bitkilerin ileri ki büyüyüp gelişmesi sürecinde kolay ve yeterli alınmasını sağlamaktadır. Yapılan yetiştirme tekniği araştırmalarına göre, Trakya’da yıllık 600 mm  yağış alan tarım alanlarında, dekardan alınacak buğday tane verim hedefi olarak kuruda yani doğal yağış koşullarında 500 kg/da olduğunda 14 kg/da saf azot ve sulu tarım koşullarında 700 kg/da ve üzeri olduğunda 16 kg/da saf azot ve 4-5 kg/da arası saf fosfor dozları yeterli olmaktadır., buğday ürününün verim ve kalitesi üzerine en çok etkisi olan azotlu gübrelerin ideal uygulaması üçe bölünerek yapılmaktadır.

Buğday tarımında birinci azotlu gübre uygulamasında, azotun üçte biri ekimden önce veya ekimle birlikte topraktaki noksan olan besin maddelerine göre, azot(N) ile fosforu(P) birlikte bulunduran(NP) 18.46.0, çinko katkılı(NP+Zn) 20.20.0+(%1 Zn) veya ekin gübresiolarak isimlendirilen azot, fosfor, potasyumun yanında kalsiyum ve kükürt içeren (NPK+Ca+S) 10.25.5+(%5 CaO)+(%15 SO3) kompoze gübrelerin herhangi birinden dekara 25 kg/da civarında verilebilir. İkinci azotlu gübre uygulamasının diğer üçte biri buğdayın kardeşlenme döneminde şubat ayı içinde üre(%46 N) formunda 10-12 kg/da arası ve üçüncü azotlu gübre uygulamasının son üçte birlik kısmı da mart ayı sonunda bitkilerin kaleme diğer bir deyişle sapa kalkma öncesi amonyum nitrat (%33 N) formunda olmak üzere 15-20 kg/da arası tarlaya verilmesi uygundur.

 

5. Buğday Tohumluğu ve Dekara Ekilecek Miktarı:

Buğday tarımında yüksek ve kaliteli ürün alabilmek için sertifikalı tohumluk kullanımı çok önemlidir. İyi bir tohumluk bölge şartlarına uyan, önceden ekileceği bölgede denenmiş, değirmencilerin istediği, tescilli veya üretim izinli, verim potansiyeli ve sürme hızı yüksek, taneleri dolgun, hastalık (sürme gibi) ile zararlılara (Zabrus sp. gibi) karşı ilaçlanmış olmalıdır.

Ekilecek tohumluk miktarı, buğday çeşidinin kardeşlenme kapasitesi, bin tane ağırlığı, çıkış gücü ve tohumun saflığına göre 1 m2’de 500 canlı tane olacak şekilde hesaplanmalıdır. Dekara atılacak tohumluk miktarı çeşitten çeşide ve tohum iriliğine göre değişmektedir. Örneğin Trakya’da dekara ekilecek en uygun tohum miktarı Pehlivan ve Golia gibi kardeşlenme kabiliyeti yüksek olan çeşitlerde 18-20 kg, Saraybosna gibi küçük çeşitlerde 16-18 kg, Flamura-85, Gelibolu ve Tekirdağ gibi iri taneli, bintane ağırlığı yüksek çeşitlerde ise 20-24 kg arasında olmalıdır.

 

7. Ekim Zamanı:

Buğday tarımında ekim zamanını belirleyen en önemli faktörlerden biri de tohum yatağındaki toprak sıcaklığıdır. Toprak sıcaklığının 8-10 oC olduğu zaman ekim yapılırsa kök gelişmesi hızlı ve kök tacı da derin olur. Bu uygun zamandaki ekim, soğuğa ve kurağa karşı dayanıklılığı artırır. Erken ekimde, geç ekimde kış dönemindeki şiddetli soğuklardan bitkinin zarar görmesine neden olacağı için sakıncalıdır. Örnek olarak, Trakya bölgesi için en uygun ekim tarihi 15 Ekim – 15 Kasım tarihleri arasıdır.

 

8. Ekim Derinliği:

Kışlık buğday ekimi 5-6 cm derinliğe yapılabilir. Ekilecek tohumluğun bin tane ağırlığına veya iriliğine bakarak bu derinlik küçük tohumlarda 4-5 cm, iri tohumlarda 5-6 cm olabilir.

 

9. Ekim Yöntemi:

Buğday ekiminde çoğunlukla üreticilerimiz, modern kombine veya üniversal ekim makinalarını (mibzer) kullanmaktadırlar. Buğday ekim makinaları ark tabanına ekim yapan baskılı, düz ve kombine olabilmektedir. Bugün ülkemizde yerli imalat, her bölgeye ve toprak koşullarına uygun ekici ayak tipi alttan yaylı, balta veya diskli ekim makinelerini bulmak mümkündür.

 

10. Ekim Nöbeti (Münavebe):

Tarım yapılan alanlarda aynı bitkinin aynı tarlaya üst üste ekilmesi toprağın fakirleşmesine ve o bitkinin hastalıklarının artmasına neden olmaktadır. Buğday, sürdürülebilir tarım açısından aynı tarlada kök hastalıkları, ekin kurdu (zabrus), buğday sineği gibi zararlılar ile mücadele ve toprakta verimin korunması için mutlaka her yıl veya en az iki yılda bir ayçiçeği, Macar fiği, kanola, kavun, karpuz, soğan, fasulye, mısır gibi ürünlerle ekim nöbetine girmelidir.

 

11. Yabancı ot Mücadelesi:

Buğday tarlasında kimyasal mücadele, yabancı otların 2-4 yaprak olduğu erken devrede yapılması tane verimini % 20-30 arasında artırmaktadır. Çiftçilerimiz tarlalarında görülen yabancı otların dar veya geniş yapraklı olmasına bağlı olarak doğru yabancı ot ilacını alarak, zamanında, tavsiye edilen dozda, uygun su miktarı ile rüzgârsız havalarda kullanmalıdırlar. Chlorosülforon grubu gibi dekara 1-3 gram arası çok düşük dozda kullanılan ve toprakta uzun süre kalıcı etkileri olan ilaçlar kullanırken bir sonraki ürüne olumsuz tesirlerini önlemek için, özellikle organik maddece fakir kumsal arazilerde çok dikkatli olunmalıdır.

 

12: Hastalıklarla Mücadele:

Buğday tarlaları özellikle ilkbahar mevsiminde her hafta kök, külleme, pas gibi özellikle Trakya bölgesinde yaygın olan mantari hastalıklar için kontrol edilmelidir. Hastalıktan şüphelenme durumunda uzmanlarına haber verip gereki kimyasal mücadele muhakkak yapılmalıdır. Buğday ekilişlerinde görülebilecek ekin kurdu(zabsrus sp.) ve süne(Eurygaster spp.) gibi zararlılara karşı zirai mücadele uzmanları tavsiyeleri doğrultusunda zamanında yapılmalıdır.

 

13. Yaprak Gübreleri:

Buğday tarımında yaprak gübre uygulamaları, ilgili uzmanlara danışarak besin maddesi noksanlığından emin olunan buğday tarlalarına, ruhsatlı, TSE belgeli ve ihtiyaç duyulan besin maddesini karşılayacak formülasyonda olanları tercih edilmelidir. Yaprak gübreleri ambalajı üzerinde bulunan kullanma talimatına göre doğru oranda su ile karıştırılarak uygun bir pülverizatörle ve rüzgârsız günlerde akşam saatlerinde uygulanmalıdır.

 

14. Sulama:

Buğday tarımında sulama, nisan ve mayıs ayının kurak geçtiği yıllarda, imkânı olan yerlerde, gebeleşme ve süt olum dönemlerinde yağmurlama sulama gibi uygun bir yöntemle yapılmalıdır. Kurak geçen yıllarda sulama yapılması, kuru koşullara göre buğday tarımında %100 verim artışı sağlamaktadır. Bitkiler suya, en fazla sapa kalkma dönemi ve süt olum döneminde ihtiyaç duymaktadırlar.

 

15. Hasat:

Buğday tarımında biçerdöver ile hasat, danedeki rutubet % 13-15 dolaylarında iken yapılır. Hasat zamanı geldiğinde buğday bitkisi tam olum devresindedir ve tümüyle saman rengini alır. Hasada erken girilmesi üründe kurutmayı gerektirir, geç kalınması ise hasat kayıplarını artırır.

 

16. Sonuç:

Sonuç olarak ülkemiz için büyük önem taşıyan buğday tarımında birim alandan yüksek ve kaliteli ürün alınması, üreticilerimizin iyi toprak hazırlığı, mütecanis ekim, bilinçli gübreleme, yabancı otlar, zararlılar ve hastalıklar ile zamanında mücadele yapmalarına bağlıdır.

ÜRÜNÜNÜZ BOL VE KAZANCINIZ BEREKETLİ OLSUN!

 

Kaynaklar:

Süzer, S. 1992. Buğday Tarımında Yüksek Verim Almanın Yolları. Marmara’ da Tarım. Sayı:51: 5-7.

Süzer, S. 1994. Buğday Tarımında Gübrelemenin Önemi İle Bitki Besin Maddelerinin Noksanlıklarının Belirtileri. Marmara’ da Tarım. Sayı:59:42-44.

Süzer, S. 2003. Buğday Hasadında Dane Kayıplarını Azaltmada Alınabilecek Önlemler. Tarım İstanbul. Sayı: 85: 9-11.

Süzer, S. 2003. Trakya Koşullarında Sürdürülebilir Tarımın Toprak Verimliliği ve Ekosistemin Korunmasına Etkileri. Keşan Sempozyumu. 15-16 Mayıs 2003, Keşan.

Süzer, S. 2007. Ayçiçeği-Buğday Ekim Nöbeti Sisteminde Farklı Toprak İşleme Yöntemlerinin Buğday Verimine Etkisi. 25-27 Haziran 2007 VII. Tarla Bitkileri Kongresi, Erzurum

Dr Halil SÜREK

Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Edirne

            Her üründe olduğu gibi, çeltikte de iyi bir ürün elde edilebilmesi için gerekli besin elementleri toprakta, bitki tarafından yararlanılabilecek şekilde bulunmak zorundadır. Çeltik ve diğer bitkiler için gerekli olan ve bitkilerin yaşamında önemli yer alan 16 element bulunmalıdır. Bunlar makro ve mikro elementler olarak iki gruba ayrılırlar. Makro elementler; karbon (C), hidrojen (H), Oksijen (O), azot (N), Fosfor (P), potas (K) magnezyum (Mg), Kalsiyum (Ca) ve kükürt (S)’dür. Mikro elementler ise Demir (Fe); mangan (Mn), bor (B), çinko (Zn), bakır (Cu), molibden (Mo) ve Klor (Cl)’dur.

            Azot, fosfor ve potas elementleri genellikle gübre olarak çiftçiler tarafından uygulanmaktadır. Ancak, son zamanlarda, çinko bir mikro element olmasına rağmen, eksikliğinde birçok çeltik üretim bölgesinde ürün verim ve kalitesini etkilemekte ve çiftçilerimiz çinko gübrelemesi yapmak zorunda kalmaktadırlar. Kükürt ise (NH4)SO4, K2 SO ve Ca SOşeklinde dolaylı  yoldan uygulanmaktadır.

1960’lı yılların başında, azotlu gübrelemeye iyi cevap veren, kısa boylu ve yatmaya dayanıklı çeltik çeşitlerinin geliştirilmesiyle, azotlu gübre kullanımında önemli artışlar olmuştur. Azotlu gübreleme, verimi belirleyen bir faktör olarak karşımıza çıkmıştır. Hatta azot kullanmadan yapılan fosfor ve potasyum gübresi uygulamaları, dane verimini düşürmüştür (De Datta ve ark., 1988).

Bitkilerin besin maddesi alımlarını, iklim, toprak özellikleri, uygulanan gübrenin miktarı ve tipi , çeşit ve yetiştirme tekniği uygulamaları gibi faktörler etkiler (Ishizuka, 1965).

Çeltik tarımı için uygun olan yerlerde, çeltik yetiştirilen topraklarda, çoğunlukla azot eksikliği görülür. Fosfor ve potasa olan ihtiyaç, azota olan ihtiyaç kadar fazla değildir. Fakat çeltik yetiştirilen topraklarda, fosfor ve potas uygulamalarına cevap gözlenmektedir. Şekil-1’de görüldüğü gibi, çeltik bitkisi fosfora, potastan daha iyi cevap vermektedir. Uygulanan azottan etkili bir şekilde yararlanma, ancak, toprakta fosfor ve potasın dengeli bir şekilde bulunması ile mümkün olur. Toprakta yeteri miktarda, fosfor ve potas olmadıkça, azota cevap etkinliği azalır. Bu nedenle, çeltik yetiştirilecek tarlalarda azot, fosfor ve potas eksikliği varsa, Bu elementleri içeren gübrelerle çeltik gübrelenmelidir.

Bu elementler, ekimden hasada kadar toprakta yeteri kadar bulunmalıdır. Yüksek verim için önem taşımaktadır. Şekil-2’de görüldüğü gibi, çeltik bitkisi ekimden hasat olgunluğuna kadar bu üç ana besin elementine ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle, gübre uygulaması bütün yetişme sezonu boyunca gerekli besin elementlerinin toprakta bulunmasını sağlayacak şekilde, dozunda ve zamanında yapılmalıdır (Ishızuya, 1973).

 

AZOTLA GÜBRELEME 

Azot, amino  ve nucleic asit, nucleotidler ve klorofil teşekkülü için kesinlikle gerekli bir elementtir. Bitki boyu ve kardeşlenmeyi arttırarak, hızlı gelişmeyi teşvik eder. Aynı zamanda; yaprak boyutunu, salkımda başakçık sayısı, salkımda dolu dane sayısı ve dane protein içeriğini de arttırmaktadır. Bunun sonucu, azotun verime katkı sağlayan bütün parametreleri etkilediğini söyleyebiliriz. Yaprağın azot içeri ile fotosentez ve biyolojik verim üretimi arasında yakın bir ilişki vardır. Yeteri miktarda N uygulandığı zaman, ürünün P ve K gibi diğer elementlere olan ihtiyacı artar (Doberman and Fairhurst, 2001).

Azota, bitkinin bütün gelişme döneminde ihtiyaç duyulur. Fakat, en fazla, erken fide devresi ile kardeşlenme ortası arasında ve salkım oluşum devresi başlangıcı devrelerinde ihtiyaç duyulur. Dane dolumu döneminde, yaprak ölümünü geciktirerek fotosentez üretimini arttırmak için yeteri miktarda azot sağlanması önem taşımaktadır.

Azot uygulamasının, çeltik  bitkisinin gelişmesinde meydana getirdiği değişiklikler (De Datta, 1981).

–          Bitkinin gövde ve yapraklarına koyu yeşil bir görünüş verir,

–          Gelişmeyi hızlandırır veya bitki boyu ve kardeşlenmeyi arttırır,

–          Yaprak ve dane boyutlarını arttırır,

–          Salkımda başakçık  ve fertil dane sayısı artar,

–          Dane protein içeriği yükselir.

Azot eksikliğinde meydana gelebilecek belirtiler;

–          Az sayıda kardeşe sahip, kısa boylu bitkiler,

–          Yapraklar dar, dik ve sarımsı yeşil renk alır,

–          Yaşlı yapraklar, saman rengi alır ve ölürler.

 

Kullanılacak Azot Miktarı

Azot ihtiyacı toprak tipi, çeşit, ekim zamanı, yabancı ot ilacı kullanılması ve toprakta daha önceki ürünlerin bırakmış oldukları besin maddesi kalıntılarına göre değişmektedir. Yeni çeltik ekimi yapılan,  zayıf saplı çeşitlerin ekildiği, daha önce baklağil bitkilerinin yetiştirildiği ve ekimin geçe kaldığı durumlarda daha az azot kullanılır. Devamlı çeltik ekilen sahalarda ve erken ekimin yapıldığı tarlalarda, optimum bir bitki gelişmesi ve yüksek verim için daha yüksek dozda azotlu gübre kullanılır. Gereğinden fazla gübre kullanımı; yatma ve bazı mantari hastalıkların ortaya çıkmasından dolayı, verimde düşmelere neden olabilmektedir.

Murayama (1979) bir ton çeltik ürünü almak için bitkilerin 19-21 kg azot aldığını belirtmiştir. Verimin artması ile tabi olarak N alımı da artmaktadır.

Atanasiu ve Samy (1983) çeşitleri azot ihtiyacına göre aşağıdaki şekilde sınıflandırmışlardır

a)      Yüksek verimli japonica veya ıslah edilmiş indica çeşitleri, 18 kg/da’a kadar varan dozlarda azota ihtiyaç duyarlar.

b)      Düşük verimli eski veya geleneksel çeşitler, toprakta bulunan veya 3-5 kg/da’lık bir azot dozu ile yetiştirilebilir.

c)      150-160 günde olgunlaşan geççi çeşitler, 100-120 günde olgunlaşan erkenci çeşitlerden daha fazla miktarda azota ihtiyaç duyarlar.

Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsünde yürütülen N’lu gübre denemeleri sonucunda, ülkemizde yetiştirilen çeşitlerin 17-18 kg/da azot ile optimum verime ulaştıkları görülmüştür.

 

Kullanılacak  Azotlu Gübre Cinsi

Toprak su altında bırakılarak yapılan çeltik tarımında, denitrifikasyon ve buharlaşma ile azot kaybını asgari seviyede tutmak için Amonyum Formlu azotlu gübreler kullanılmalıdır. Bunun için en uygun azotlu gübreler, amonyum sülfat ve üredir (Hill, 1992).

Grist (1975) genç bitkilerin NH4’a ve daha yaşlı bitkilerin ise NO3’a daha iyi cevap verdiğini belirtmiştir. Tanaka ve ark., (1959) yaptıkları bir çalışmada, toprak solüsyonunda, bitkiler  salkım oluşum devresine kadar NHve daha sonraki devrelerde ise NO3’la gübrelediğinde, daha iyi gelişme ve daha yüksek verim elde etmişlerdir.

1984, 1985 ve 1986 yıllarında Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsünde yapılan çalışmalarda, Cizelge 1 ‘de görüldüğü gibi en yüksek verim amonyum sülfat ile alınmıştır. Onu üre izlemiştir. Buda bize çeltik tarımında kullanılabilecek en uygun N’lu gübrenin amonyum sülfat olduğunu göstermektedir (Sürek ve ark., 1998)

Çezelge. 1. 1983, 1985 ve 1986 yıllarında Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsünde yapılan azotlu gübre formu denemesi sonuçları kg/da (Sürek ve ark. 1998).

 

Konu

Yıllar
1983 1985 1986 Ortalama
A. sülfat 844.0 704.0 922.3 823.3
Üre 819.0 666.0 876.1 787.0
A. Nitrat 683.0 560.0 867.3 703.4
Kontrol (gübresiz) 367 506.3 436.6

 

Azot Uygulama Zamanı

Fizyolojik gelişme devresine bağlı olarak, azot uygun porsiyonlara ayrılarak parçalar halinde uygulanmalıdır. Aynı zamanda azot uygulama zamanı toprak yapısına ve sulama metotlarına göre değişmektedir. Hafif topraklarda, azot kaybını asgariye indirmek için, daha fazla parçalara ayrılarak uygulanmalıdır. Bunun yanında, ağır topraklarda bir veya iki uygulama yeterli olabilir.

Çeltik bitkisi,  salkım sayısını maksimum seviyeye çıkarmak için kardeşlenme devresi başlangıcından, kardeşlenme ortalarına kadar önemli ölçüde azota ihtiyaç duyar. Salkım oluşum devresi başlangıcında uygulanan azot ise salkımda dane sayısını arttırır. Bir miktar azota, dane doldurma devresinde de ihtiyaç duyulabilir (De Datta, 1981).

Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsünde 1983, 1984 ve 1985 yıllarında yürütülen bir çalışmanın sonucu, uygulanan azotu, iki veya üç eşit parçaya ayırarak porsiyonlar halinde uygulamanın, azottan faydalanmada etkili olduğu görülmüştür (Sürek ve ark., 2001). Azot uygulaması, uygulanacak azot üç eşit parçaya ayrılarak, 1/3’lük kısmı ekim öncesi toprağa, 1/3’lük kısmı kardeşlenme başlangıcında ve kalan 1/3’lük kısmı ise mutlaka salkım oluşum devresi başlangıcında (Ekimden 55 veya 60 gün sonra) uygulandığında en iyi sonuç alınmıştır. Ancak, en kritik uygulama zamanı salkım oluşum devresi başlangıcı olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönemde uygulanan azot yüksek verim için çok önem taşımaktadır.

 

FOSFORLA GÜBRELEME

Fosfor, kardeşlenme, kök gelişimi, erken çiçeklenme ve düşük sıcaklık koşullarında dane dolumu gibi faaliyetleri teşvik eder. Özellikle, gelişmenin erken dönemlerinde fosfora çok ihtiyaç duyulur. Topraktaki kullanılabilir fosfor miktarı yetersiz olduğu durumlarda, uygun kök gelişmesi için fosforlu gübreleme yapmak çok önem taşımaktadır.

Fosfor ihtiyacının bulunduğu sahalarda, ekim öncesi toprağa, uygun miktarda fosforlu gübrenin karıştırılması, çeltik veriminde artışlar meydana getirmektedir. Fakat üst üste çeltik ekimi yapılan, bazı tarlalarda, bitki tarafından kullanılabilir, yeterli miktarda fosfor bulunmaktadır (Hill, 1992).

De Datta (1981) fosforun bitki gelişmesinde, meydana getirdiği değişiklikleri şu şekilde açıklamıştır.

  • Fosfor uygulamanın etkisi;
  • Kök gelişmesini arttırır,
  • Erken çiçeklenmeyi ve özellikle serin iklim koşullarında dane doldurmayı teşvik eder,
  • Kardeşlenme ve dane gelişmesini arttırır,
  • Fosfor eksikliğinin meydana getirdiği belirtiler;

–          Az sayıda kardeşe sahip, kısa boylu bitkilerin oluşması,

–          Dar, kısa, dik ve koyu yeşil yaprakların teşekkülü,

–          Genç yapraklar, kahverengi renk alıp daha sonra ölen yaşlı yapraklardan daha sağlıklıdırlar,

–          Yaprak sayısı, salkım ve salkımda dane sayısı azalır,

–          Saplar incedir ve bitki gelişmesi gecikir,

–          Olgunlaşma gecikir,

–          Bin dane ağırlığı ve dane kalitesi düşer

–          Uygulanan N’a cevap alımında azalma olur,

–          Su yüzeyinde yosun oluşmaz.

Tarla su altında bırakılır bırakılmaz, topraktaki fosforun yararlılık oranı düşer ve çeltiğin erken gelişme devrelerinde fosfora ihtiyacı çok fazladır. Bunun için iyi bir kök gelişmesi ve bitki yapısı oluşumu için uygulanacak fosforun hepsinin ekim öncesi toprağa uygulanması çok yaralı olacaktır (Braun ve Roy, 1985).

Genelde, toprak özelliklerine göre değişmekle birlikte, uygulanacak fosfor miktarı, çeltik tarımında 6-8 kg/da arasındadır. Fosforlu gübre olarak, 25-30 kg/da arasında, 20-20-0, veya 30-35 kg arasında 15-15-15  kompoze gübrelerden veya çeltik ürünü için özel olarak bazı firmalar tarafından geliştirilmiş  ve üç ana besin elementini içeren kompoze gübrelerden yararlanılabilir.

 

POTASYUMLA GÜBRELEME

Potas, yaprak alanı ve yaprak klorofil içeriğini arttırır,  yaprak ölümünü geciktirir, bunun sonucu, fotosentez ve daha iyi ürün gelişmesi için daha geniş bir bitki  örtüsü  oluşumunu sağlar. potas aynı zamanda, salkımda başakçık ve dolu dane sayısı ile 1000 dane ağırlığını arttırır. Ayrıca, potas çeltik bitkisinin kötü hava koşullarına, yatmaya, hastalık ve zararlılara olan toleransını da arttırır.

Potas eksikliğinin meydana getirdiği belirtiler;

Ağır potas eksikliği dorumlarında, yaprak uçları, sarımsı kahverengidir. Belirtiler önce daha yaşlı yapraklarda görülür, daha sonra yaprak kenarlarına doğru uzanır ve en sonunda yaprak tabanına ulaşır. Üst yapraklar kısa, düşük yapıda ve kirli yeşil renktedirler. Daha yaşlı yapraklar, sarıdan  kahverengiye dönüşür. Eğer potas eksikliği giderilmezse, renk değişmesi, zamanla genç yapraklarda da görülür. Bunun yanında, potas eksikliği durumunda, aynı zamanda, bitkilerde kısalma, yatmada artış, erken yaprak ölümü, başakçık sterilitesinde artış ve sağlıksız kök gelişmesi gibi durumlar ortaya çıkabilir.

Genelde, topraklarımız potasyum bakımından zengindir. Bu nedenle çeltik gübrelemesinde potasyumlu gübre kullanılmasına ihtiyaç duyulmamaktadır. Ancak, bazen üst üste çeltik ekilen veya ağır arazi tesviyesi yapılan  tarlalarda potas eksikliği duyulabilir. Bu durumda, yüksek ve kaliteli verim amacıyla,  ihtiyaca göre 2 veya 3 yıl ara ile bir miktar potaslı gübrenin kullanılması uygun olur. Potas eksikliği durumlarında, ürün kalitesi ve azotlu gübreden etkili şekilde faydalanma düşer. Potas kaynağı olarak, 30-35 kg arasında 15-15-15  kompoze gübresi veya çeltik ürünü için özel olarak bazı firmalar tarafından geliştirilmiş  ve üç ana besin elementini içeren kompoze gübrelerden yararlanılabilir.

 

SONUÇ

 

Azot Uygulaması

Kullanılacak azot miktarı; toprak özellikleri, ekilen çeşit ve ekim zamanı gibi faktörlere bağlı olarak değişmekle birlikte, dekara 17-18 kg arasında olmalıdır.

Çeltik için tavsiye edilen azotlu gübre cinsi  Amonyum Sülfattır Bu yoksa Üre tercih edilmelidir. Eğer Amonyum Nitrat kullanma zorunluluğu varsa, yalnız salkım oluşumundan  sonra Nitrat formlu gübreler kullanılmalıdır.

Azot uygulama zamanı; azot en az üç parçaya ayrılarak kullanılamlıdır. Bunun 1/3’ü ekim öncesi toprağa, 1/3’ü kardeşlenme başlangıcı ve kalan 1/3’ü de salkım oluşum devresi başlangıcında (Ekimden 55-60 gün sonra)  uygulanmalıdır.

 

Fosfor Uygulaması

Çeltiğin fosforla gübrelemesinde, toprağın verimlilik durumuna göre; dekara 6-8 kg arasındaki fosfor, tavsiye edilen kompoze gübrelerin birinden yararlanarak ekim öncesi toprağa uygulanmalıdır.

 

Potas Uygulaması

Genelde, ülkemiz toprakları potas bakımından zengindir. Bu nedenle potas uygulamasına ihtiyaç duyulmayabilir. Ancak, üst üste çeltik ekilen veya ağır tesviye yapılan  tarlalarda, potas eksikliği duyulabilir. Bu gibi durumlarda bir miktar potas, tavsiye edilen kompoze gübrelerden yararlanılarak uygulanmalıdır.

 

FAYDALANILAN KAYNAKLAR

Atanasiu, N., and J. Samy, 1983. Rice, effective use of fertilizers. Centre d’Etude de L’azote, Zurich  93 pages.

Braun, H., and R.N. Roy, 1985. Rice fertilization- a pragmatic approch. In the proceeding of the 16 th seesion of the International Rice Commission. 10-14 June 1985. Los Banos, Laguna, Philippines. International Rice Commis. Newsletter. Vol. XXXIV, No 2:163-193.

De Datta, S.K., 1981. Principles and Practices of Rice Production. John Wiley and Sans, New York,

De Datta, S.K., F. Garcia, W.P. Abilay, and J.M. Alcantara, 1988. Yield constraints and fertilizer management in shallow rainfed transplanted and broadcast seeded lowland rice in the Philippines. IRRI, Research paper series.

Dobermann, A., and T. Fairhurst, 2001. Rice: Nutrient Disorders and Nutrient Management. IRRI, Los Banos, pp 139-144.

Grist, D.H., 1975.  Rice., 5 th Edition, Longman, London

Hill, J.E., 1992. Rice Production in California. Cooperative  Extension, University of California, Division of Agriculture and Natural Resources Publication. 21498 22 pages.

Ishizuka, Y., 1965. Nutrient uptake a different stages of growth. The proceeding of symposium at IRRI, 24-27 February, 1964.

Ishızuka, Y., 1973. Physiology of the rice plant. Food and Fert. Techn. Centre. ASPAC. Techn. Bull. No. 13 Taipei, Taiwan.

Murayama, N., 1979. “The importance of nitrogen for rice production”. In Nitrogen and Rice. Rice Res. Inst., Los Banos, Philippines .

Sürek, H., N. Beşer, M. Neğiş, ve H. Kuşku, 1998. Bölgemizde ekonomik bir çeltik tarımı için yerine getirilmesi gerekli şartlar. Marmarada Tarım, 68:43-45.

Sürek, H., A. K. Ezer ve M. Neğiş, 2001. Geliçmenin farklı devrelerinde yapılan azotlu gübre uygulamalarının çeltik (Oryza sativa L.) verimi ve bazı karakterlere etkisi. Trakya Toprak ve Su Kaynakları Sempozyumu. 24-25 Mayıs 2001, Kırklareli. Sayfa 334-341

Tanaka, A., S., Patnaik and C.T. Abichandani, 1959. “Studies on the nutrition of rice plant (Oryza sativa L.). VI. Utilization of ammonia and nitrate nitrogen by rice plant under waterlogged soil state. Proc. Indian Acad. Sci. Sec. Bul. 50:61-74.

Şekil-1. Uygulanan NPK’nın dane verimi üzerindeki etkisi.

Şekil.2. Çeltik bitkisinin gelişmesi ile besin maddesi alımı arasındaki ilişkiyi gösteren eğri.

Foto-1. Azot eksikliği görülen bitkiler.

Foto-2. Fosfor eksikliği nedeniyle kardeşlenmesi zayıf bitkiler.

Foto-3. Fosfor uygulanan ve uygulanmayan bitkilerin gelişmesi.

Foto-4. Potas uygulanan ve uygulanmayan bitkilerin gelişmesi.

Foto-5. Yaşlı yapraklarda kahverengi pas görünümündeki potas eksikliği belirtileri